11 Kasım 2011 Cuma

Ak sakal, kara sakal,

Bir varmış, bir yokmuş,
Allahın kulu çokmuş.
Evvel zaman içinde,
kalbur saman içinde,
deve tellâl iken,
pire berber iken,
ben on beş yaşında iken,
anamın babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken,var varanın, sür sürenin,
destursuz bağa girenin hali budur hey!
Yârân-ı safa,
Bekri Mustafa,
kaynadı kafa...
Ak sakal,
kara sakal,
pembe sakal,
yeni berber elinden çıkmış bir taze sakal...
Kasap olsam sallayamam satırı,
nalbant olsam nallayamam katırı,
hamamcı olsam dost ahbap hatırı...
Doğru kelâm, bir gün başıma yıkıldı hamam.
Dereden siz gelin, tepeden ben.
Tahta merdiven,
taş merdiven,
toprak merdiven...
Tahta merdivenden çıktım yukarı,
ol güzel kızlar; andıkça yüreğim sızlar.
Ol perdeyi kaldırdım,
baktım köşede bir hanım oturur,
şöyle ettim,
böyle ettim,
tabanının altına bir' fiske vurdum.
Buradan kalktık, gittik gittik...
Az gittik, uz gittik,
dere tepe düz gittik,
altı ay, bir güz gittik...
Bir de arkamıza baktım ki,
bir arpa boyu yer gitmişiz.
Yine kalktık, gittik,
gide gide gittik...
Göründü Çin Maçin padişahının bağları...
Girdik birine,
değirmencinin biri değirmen çevirir.
Yanında bir de kedisi var.
O kedideki göz,
O kedideki kaş,
O kedideki burun,
O kedideki ağız,
O kedideki kulak,
O kedideki yüz,
O kedideki saç,
O kedideki kuyruk...

Enver Naci GÖKŞEN

masal tekerlemeri

0 yorum:

Yorum Gönderme

 

© 2011 Tekerlemeler - Düzenleyen Derin | Telif Hakları | Site Haritası

Site Hakkında | İletişim | Bize yazın